Hikaye

8.03.2009 zaman: Pazar, Mart 08, 2009 Gönderen illegalizma


1914 yılının ortası bir Karadeniz kasabasında yaşanmaktadır olayımız. Onca toprağı ve O kadar milleti barındıran Osmanlı’nın yıprandığı dönemlerdir.

Her zamanki gibi bir hikaye’dir her zaman olduğu gibi fakir delikanlıyla zengin kız vardır hikayemizde. Gerçek dünyamızda karşılaşma şansına pek te sahip olamadığımız bir şeyler olur yine gençler arasında – Güzel çirkine Zengin Fakire sevdalanır işte hikayemiz başlar öylesine...

Kasabanın soylu ermeni ailelerinden birinin kızıdır Angela ismi gibi bir melektir kendisi. Kasabanın Hıristiyan ailelerinin kızlarına dini dersler verir ve aynı zamanda kasabanın aşevine haftada 2 kez yiyecek taşır evlerinden. Ve dünya üzerinde görebileceğiniz en güzel güzelliklerden biridir kendisi. Dudak büzdüğünde sanki dünya küsüp te yıkılacakmış gibi olur...

Kasabanın fakir Müslüman ailelerinden birinin oğludur Yasir. Hayatını küçük marangoz dükkanın da yaşar - bir de yatalak annesi vardır. Dünyası bu iki durumdan ibarettir. Gün içinde sabah namazından hemen sonra işine doğru yola koyulur. Böylece yaşar...

Yasir’in annesine gündüz vakitlerinde belirli bir ücret karşılığında komşularının ufak kızı gelip bakar ilgilenir. Haftanın bir kaç günü sırtına alır annesini Karadeniz’in hırçın dalgalarını izlemeye götürür, yatağına taşır geceleri, saçlarını tarar. Susarak izler bir vakit bebeği olduğu bebekleşmiş annesini.

Hemen hemen aynı mahalle sayılacak bir muhitte otururlar kahramanlarımız. Yasir her sabah sabah namazından hemen sonra yola koyulur her gün oradan Angela'nın evinin önünden geçer haberi yoktur o saatte izlendiğinden. Haberdar değildir korkak ürkek bir yüreğin onun için çarptığından...

Angela her hafta cuma günü rutinleşmiş saatlerde aşevine yemek götürür. Hep aynı muhitten geçer ve o muhit üzerindeki gizli bir sapağın öte tarafından izlendiğinin farkında değildir. Bilmemektedir kendisine büyütülmüş nice hayatlar nice masallar toparlandığının. Nasıl dualar edildiğinin neler anlatıldığının.

Anlayacağınız büyük bir ateştir büyük bir tehlike işte kendi kapasitesine göre her aşk gibi. yani iki farklı uzantının aynı varlıklarıdırlar ama ne önem arz eder ki sadece insan olmanın ortak özellik olması.

Angela son iki yılını bir tesbihin taşlarına şekil vererek geçirmektedir. en sevdiği zamanlar bunlardır tam kendine kaldığı sıralarda sessiz sedasız tek tek her taşa farklı desenler işler gümüşten oltudan, Çünkü kainat üzerindeki en eşsiz insana yapılmaktadır O sanat eseri. O eşsiz insan bilmese de...

Yasir son iki yıldır bir hikaye yazar koca kara kitabına bıkmadan usanmadan. Seçer kelimelerini. Çünkü dünyada onun için en önemli varlığa yazılmaktadır O önemli varlığın haberi olmasa da nice uzun geceleri sabah ederek...

Ve dualar duyulur, Ortak İnanılan tarafından. iki ayrı dinden iki ayrı dilden yükselen ve bir yerlerde birleşen dualar kabul olur. tanışır kahramanlarımız...

Ama bildiğimiz gibi bir tanışma değildir susmuşlardır birbirlerini gördüklerinde gençler konuşamamışlardır işte. Ama artık yeni bir buluşma ortamı ve zamanı bulmuşlardır tam Yasir’in annesi uyuduktan sonra çıktığında ve tam Angela’nın yan komşularından eve dönüşünde karşılaşırlar. Bu durum ayda sadece 1 kez gerçekleşir ve her birbirlerini gördüklerinde tek kelime etmeden bir kaç dakika bakışır çekip giderler. Sessiz sedasız işler her şey! - Dünyanın kainatın ya da o artık biz insanlarla birlikte yaşayan o varlığın dili olsa da neler haykırdıklarını anlatsa. Tüm alemin bağrını o iki deli-kanlı'nın kelimelerinin nasıl ısıttığını.

Ve zaman tutulmaz ilerler hızla 2 yıldır bu durum devam eder sessiz sedasız. Yasir durmadan yazar son sayfasına ulaştığı kitabında. Angela o eşsiz ruh devinimlerini yansıttığı tesbih’in son taşını işler...

O gece annesi Angela hakkında düşündüklerini anlatır babasının arkadaşının oğlunun onu istediğini falan söyler.

Olmayacak bir şey olur bu ayki o suskun buluşmaya Yasir gelmez. Angela kafayı yemek üzeredir. sabahı zor eder perşembeyi ancak cumaya taşır ve güneş doğar. “Bu sabah geçmedi bu yol üzerinden O Yar...”

Yasir dün gece alelacele kasabadaki derme çatma revire götürülmüştür komşuları tarafından. Delikanlı yere yığılırken şans eseri çıkan sesten dolayı kurtulmuştur.

Solgun yüzünü siler toparlanır ve yola koyulur dükkana gitmelidir. Adımlarını attıkça adını bile bilmediği aşkını düşünür. Yürür yürür.

Angela bu cuma erken davranır Yasir'i Cuma namazı çıkışı görebilecektir. uzak bir köşede kendini gizleyerek namazdan çıkanları izlemeye koyulur. gözü karşı tezgahtaki kırmızı elmaya takılır sanki ruhunu boğacakmış gibi bakıyor o elma O’na. Kırmızı karışık darmadağınık. Kalbinin garip çarpıntılarını kontrol altına almaya çalışır ama tutamaz kendini daha hızlanmıştır nabzı.

Yasir o kalabalık cemaat arasından sakin sakin ilerlediği esnada ensesinde rüzgarı hisseder mutluluk vericidir. Ve bilmediği garip bir histen dolayı heyecanlanır kalbi daha hızlı atar.

Ve tam orada tam o esnada Dünyanın kalbinde bir mucize gerçekleşir hemen caminin avlu kapısındaki dilsiz delikanlı Ermenice bağırır Kader diye bu O’nun ilk ve son kelimesidir. Caminin öte tarafındaki kız Türkçe bağırır kader diye bu O’nun ilk değil ama son kelimesidir. İkisi de aynı anda dizleri üstüne çöker. Yasir yeniden bayılmıştır. Angela toprağa kapaklanmış ağlamıştır.

O gece kalbine yenilmiştir Yasir ne mücadele edebilmiştir sevgisi uğruna ne de büyük bir savaşa girmiştir sadece kalbi futursuzca bir sürpriz yapmıştır. Yenilmiştir bu sevgiye..
Zaman durmaz ilerler yine. Yasir’in son yazdığı mektup annesine bakan küçük kız tarafından fark edilir. Ve her şey Yasir’in istediği gibi işler o gece…

Angela bir sonraki gece Yasir’in kabrinin başına gelir orda o kara kitapla karşılaşır. Kitabı alır tesbihi kabrin üzerine bırakır ve ağlar ve arkasını döner Hayat devam eder…

Kimbilir Yasir Ne yazmıştır?

- Hikaye için açıklama : Bu hikayenin sonu belli değildi ve hala belli değil aslında. Siz nasıl bir son isterseniz öyle bir son yazın. Belki de Osmanlı karışmıştır sizin hikayenizde Ermeni ayaklanmalarıyla. Belki de Kızın babası insafa gelmişte Yasir'e vermiştir kızı kimbilir? Bu hikaye bir gece hayatıma girememiş ve anlam ifade etmeyen ilgisiz birine cep mesajlarıyla anlatıldı. Şimdi neden yayınlandı onu bile tam olarak bilmiyorum ama dün gece The Curious case of Benjamin Button adlı filmi izledikten sonra bu hafta için yazmalıyım ve yayınlamalıyım diye düşündüm.

Bu arada haftanın enleri arasında Sandy Tolan'ın Limon ağacı kitabı - Özgür kardeşimin önerisi Dead Can Dance grubunun gothic arap müzikleri - Seabiscuit adlı eski filmin orjinal diliyle yeniden The Curious Case Of Benjamin Button filminin ise ilk kez izlenmesi ve Avatar The Last Airbender adlı eşsiz Çizgi filmin finali vardı. Hala şoktayım. Meğer A'ang de aşkını söyleyemeyenlerdenmiş Katara ya deli gibi aşıkmış. Neyse sonu iyi bitti en azından.

Son söz : Biliyormusun yıllardır hep senin için yaşıyorum ve daha iyi anlıyorum yıllarca hep senin için yaşayacağım...



Alish 2009

2 Comments

2 Responses so far.

  1. Adsız says:

    hikaye güzel ama güzelliğini sonunun olmayışına borçlu yada sonunun hazin le bitmesine....
    zaten sonu hüzünlü biten hikayeler değilmidirki bizi daha çok etkileyen......kavuşsaydı leylasına mecnun dolaşırmıydı dilden dile asırlarca.....
    yazılarınızın dewamını bekliyoruz ali bey......

  2. bir noktadan sonra şu oluyor aşkta bu yazıya özel demiyorum genel bir değerlendirme
    kafanda va kalbinde oluşturduğun bir kişiye aşık oluyorsun bunun karşılğı olsa bile bedenen o bedndeki ruh senin sevdiğin değil aslında
    kavuşsan anlayacaksın ama kavuşmayı da istemiyor belli bir süre sonra insan çünkü içindeki maşuk daha iyi geliyor geçti istemem gelmeni yokluğunda buldum seni gelme artık naya yarar diyor insan n.fazıldan ödünç aldığı cümlelerle

Yorum Gönder