Garip günler geçiyor bu haftaki yazım ya geçikecek ya da ertelenecek....


Yollara düşüyorum hissettiklerime doğru yıllar sonra yeniden kanatlanıyorum...

Belirsiz başlangıç...


Determinizm ve Mucizelere Hala Çok derinden inanıyorum...

Tamam gidiyorum ama Kalbim Aklım Ruhum Burada o dikenli tele takılmış vaziyette...

Şu sıralar Delirmiş bir vampirin gözünden izlemek dünyayı çok özel bir deneyim John Malkavain Olmak...

Ruh halime uygun Olsa Gerek Leman Sam Eşlik etsin ben yokken sizlere...


Terk-i Diyar..

0 Comments

Farkında olmadan değerli bir hediye sundun bana Teşekkür ederim...

1 Comment

Hani yazmalıyım diyorum dokunmalı bir taraflarına hayatımın...
Sessizlik Sessizlik Sessizliği Bozamayan Telefon Boş Oda Uzun uzun uzadıya çalan hep aynı şarkı...
Kesif ve sadece bekleme halleri....
Ciddi niyetin karar vermiş aşamadaki nabız yoklama adımları...
Ya Olmazsaların birikintisi her an önüne çektiğim set yıkılabilir...
Belki Kırılma anıdır yine hayatımın ya da kutsallaştırmışımdır belki yaşadığım bu (enteresan) zamanları...
Aklım acele eden sabır dozajıyla garip görüşmelerde...
Durup seyrediyorum - bazen - korktuğum hayatımın özel duraklarından birinde yine gün batıyor...
Söyleme Söyleyememe halleri...

Alish 2oo9

3 Comments

ETME...

19.01.2009 zaman: Pazartesi, Ocak 19, 2009 Gönderen illegalizma

Duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun, ETME.

Başka bir yar, başka bir dosta meylediyorsun, ETME.

Ey ay, felek harab olmuş, ziyan olmuş senin için bizi öyle harab, öyle ziyan ediyorsun, ETME.

Ey, makamı var ile yokun üstünde olan kişi sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun, ETME.

Sen yüz çevirecek olsan, ay kapkara olur gamdan sen ayın da evini yıkmayı kastediyorsun,ETME.

Şekerliğinin içinde zehir olsa dokunmaz bize sen zehri o şeker, şekeri zehrediyorsun, ETME.

Harama bulaşan gözüm, güzelliğinin hırsızı ey hırsızlığa da değen hırsızlık ediyorsun, ETME.

Aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun, ETME.

İsyan et eyy arkadaşım, söz söyleyecek an değil aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun, ETME.

Mevlana Celaleddin'i Rumi - Issız Sonsuz Gecelerimde Güneş Oluyor.



....


Alish 2oo9

6 Comments

Gerekli...

17.01.2009 zaman: Cumartesi, Ocak 17, 2009 Gönderen illegalizma


Henüz geçtiğimiz bayramdı şen şakrak kahkahaları doldurmuştu o odayı. Orada onun gülüşlerine şahit olan herkese gerçek bayramı sunmuştu altın tasta bembeyaz dişleriyle. Çiğdem mahsun dudak hareketleri konuşamama halleri uzun uzun garip aralıklarla gülüşleri - içimize serpiştirmişti umut çiğdemlerini. Acaba Çiğdemi mi yazsam o aniden çıkan sersem güneşin içimizde adı umut olmuş çiğ’demleri yok ettiğini mi yazmalıyım? Dünyanın bir Çiğdemden İçimizin bin Çiğdem den annesiz ve öksüz kaldığını mı yazmalıyım. Ya da öylesine güncel gündemden birkaç görüş mü beyan etsem set mi çeksem kendi gündemime. Yok yok zaten nicedir aklıma hakim oluyorum sana yazmamak için ama dur dememeliyim, özgür olamazsam buraya yazmamın ne anlamı var ki.

Hey! Sana yazıyorum.

Biliyor musun? Sen deyince aklım köle kalbim gaddar bir hükümdar oluyor. Ve o padişah emirler yağdırıyor. Sana yazmama engel hiçbir kargaşa kalmasın diye hiçbir şüphe ve tereddüt olmasın diye sana yazmaya karşı koyan aklımın ufak zerrelerine savaş açıyor. Ortalık kan revan sonra uzaktan dönüp bakıyor eseri üzerine ve benimle dalga geçen başka bir ben gibi küstah küstah gülmeye başlıyor. Ellerime ayaklarıma seninle dolu her zerreme. Başka taraflarından çarpıyor, fütursuzlaşıyor, kontrol edemiyorum. Uyku haram zaten.!

Yanı başımdasın yürüyoruz birlikte, ellerin ceplerinde ketum umursamaz adımlarını ve nefesini takip ediyorum, anlayıp sen de nefesimi takip etme diye tutuyorum nefesimi. Korkak bir çocuk, savaşta esir alınmış asker, aldatmış Mecnun kimsesiz hisseden Leyla gibi, heyecandan oraya yığılıp kalabilirim. Bir adım arkadan yüzüme bakıyorsun şimdi tam kestiremiyorum herhalde gülümsüyorsun. Buz kesmiş havada gülüşünün estirdiği sıcak meltem sırtıma işliyor ürperti tutuyor benliğimi. Tam anlayamadım bunu neden yaptığını ama sen elini daldırdın göğsüme en diplerindeki kalbimi yakaladın. Sıkıyorsun sakince kalbim bir garip sanki çok sıcak bir yaz gecesi uyanmışta aceleyle ve gözlerini tam manasıyla kullanmayarak soğuk su içiyor gibi ya da ayaza çekmiş havadan sobanın dibine tünemiş gibi.

Anlamsız anlamlı algılamaya başlıyorum ne olduğunu da kestiremeden. Ve renklerim saçılıyor üzerine ufaktan çekinerek göz atıyorum elinin olduğu yere bir tek kırmızı yok. Karanlıklarımın rengi yok sadece. Her renk orada hepsi dans edercesine sanki bir yılan gibi süzülerek ilerliyorlar elinden itibaren. Yok yok öldürmek ya da bana boğmak değil niyetim. Karışsak hani. Hani açsam kalbimi görecektin ya renklerimi artık gerek kalmadı. Elin orada oldukça daha bir açılıyor ruhumun kaçmasını engelleyen kapakçık her dakika her saniye işte şimdi benden ayrılacak gibi. Ama ben sana kıyamıyorum daha fazla durmamalı elin, yorulmamalı O eşsiz sanat eseri.

Ve basit bir refleksle gözlerin iz bırakarak geçiyor gözlerimden onlarda biliyorlar nasıl tükendiğimi. Sevilmenin şımarıklığı mıdır bazen cesaretimi toplayıp ta bakabildiğim gözlerindeki? Yoksa hayır sadece geçerken uğrak yerine acıyarak son kez kırılgan ama kurtulası bakışların mıdır bunlar. Veya sıcak mıdır, soğuk mudur? Ne kadar başka şeyler gözlerin ve bakışların biri eylemi gerçekleştiren diğeri başlı başına bir eylem, başkaldırı sanki bütün alemime. Gözlerin kanatlanmış aklıma uçuyor. Düşüncelerimi okumaya mı gidiyor.

Susuyorum.

Şefkatin dolaşıyor saçlarımda ben sana dair dokunduklarıma değil dokunamadıklarıma sevdalanıyorum söyleyemiyorum yine tıkanıyorum kalıyorum bin bir türlü sorum var bağrımda haykırsam belki ancak kendi bağrım duyar sesimi. Onca sözden sonra anlamı varmı bilmem ama herhalde var olmalı bu yazıda eksik kalınmamalı yine her zaman ki gibi. Aziz kelime eşlik et dökül dişlerimin arasından ve haykır ağzım Seni Seviyorum diye.


Biniyorum arabaya kontağı çeviriyorum o sırada radyo devreye giriyor. Yabancı olduğum bir ses hiç te yabancı olmadığım sözlere sahip bir şarkıyı seslendiriyor Demet söylüyor – Bir vurgun bu sevda - sesi açıyorum saat gecenin kör karanlığı şehre karışıyorum bomboş cadde ye düşmüş ışıkları takip ediyorum hayallerimi takip ettiğim gibi. Öylesine bir sigara yakıyorum ama anlamsız değil çektiğim yudum. Ve gözlerin çarpıyor gözlerime Konuşamıyorum.




Alish 2oo9

1 Comment

Ne Garip ? (2)

15.01.2009 zaman: Perşembe, Ocak 15, 2009 Gönderen illegalizma

Hafta içi yazmama rutinimi enteresan bir mesajla bozan kendisini tanımadığım ama iki adım yakınımdaymış gibi sıcak yazan kişi sana yazıyorum! YAZ!

Blog sana! Yeni bir ev sahibi gelecek bakalım anlaşabilecekmisiniz..

Kendisi şu sıralar tam öğrenemediğim hastalıkla savaşıyor. adı YAZ! bakalım yaz kadar sıcak mı ? benim soğuk bloğumda güneş olacak mı?

Bu pazar gecesi için abamı doldurdu hayat hatta taşıyor yazılacaklar...!

YAZ! HOŞGELDİN...

2 Comments

Olasılıksız...

13.01.2009 zaman: Salı, Ocak 13, 2009 Gönderen illegalizma

İlk önce uzun uzun masanın üstündeki plastik pet bardağa baktım sanki bana bir kaç kelime söyler gibiydi gittikçe dalgalanan dişsiz plastik ağzını kocaman açtı yutabilirdi her an. Ardından masanın ucunu yakalayamadım koşuşturdukça koşuşturdu ardından. O kesif koku yeniden beynimin derinlerine dağılmaya başlamıştı. Ortam da herşey adım adım üstüme gelmeye ve bana herzamanki gibi ne kadar çaresiz olduğumu haykırmaya başlamıştı bile. Gözlerimi kapadığımda o çürümüş ete üşüşen böcekleri gördüm yeniden gittikçe göz bebeğim gibi büyüyen. Ne kadar çok şey düşünüyordum şu sıralar ne kadar fazla özgüven ve güvensizlik barındırıyorum derinlerimde. Yeniden dönüyor başım hakim olamıyorum.
Uyandığımda anlıyorum gözlerimi açtığım yer bir hastane odası....
( Anlaşıldığı üzere Adam Fawer Okuyorum - Uykusuz Geceler ve ben Boğuluyorum)

1 Comment

Ne Garip ?

11.01.2009 zaman: Pazar, Ocak 11, 2009 Gönderen illegalizma



Pek yapmadığım şeydir Pazar geceleri tv başında zap yapmak ya da uzun uzun bilgisayarın başında sigara içmek! ama bu gece hem uzun uzun zap yaptım hem de ekrana boş boş bakıp büyük nefeslerle sigara yudumladım. ( bu parantezin içi gibi kapandığında bitecek bir gecelik özgürlük! ) Ne aklımın haline uygun bir oyun bulabildim onca Playstation 2 oyunu arasından ne de oynamak için hevesim vardı. Zaten gün içindeki sıkıcı havadan gazetemi de yiyip yutmuşum okuyacak bir şeyler de yok. Aslında çok var ama kırığım bu gece bahanem hazır. Cumartesi gecesinden beridir taa bu saate kadar (Yine zifiri Pazar gecesi karanlığında yazıyorum) derin mide rahatsızlığım bir şeyi daha hatırlattı aklımın bin bir düşünceyle kalbimin onca hissiyatla dolmasının ana sebebi sağlığımın varlığı.

Neyse zap olayına gelmişken benim için TRT ’nin baş tacı yapımlarından Kırmızı Hattı bile geride bırakan ( Kırmızı hattın kimi bölümleri benden en baba belgeselimsi ama daha çok masal anlatan tarzda ( Vay be ne garip bir kategori ve dal oldu böyle ) program Oscar ödülü bile alır.) Bir program vardı dün gece. Çok enteresan İzdivaç evet izdivaç izledim hiç tarzım değildir böyle saçma sapan içerikli programlar izlemek ama işin gerçekten garip yanı dün gece çok başka geldi bana bu program. Kendimce yargıladım işte. Olayın en güzel yanı çıkan herkesin hem erkeğin hem kadının yani bütün tarafların ana kuralı sadece dürüstlük oldu. Beni yanıltmadılar. Düşünüyorum da bu programa çıkmak çok mu dürüstlük, akıllarında hiç mi soru işareti yoktu bu programa çıkmadan evvel? Bu kadar çok dürüstlük sevdalısı insan neden böyle bir programa ihtiyaç duyuyor o da daha farklı bir soru. Yıllardır hep aynı şeyi savunuyorum “bazen” belki yanılıyorum ama genel haliyle hep olay şu şekilde oluşuyor insanlar zayıf hallerini korkularını diğer insana dayatmaya başlıyor adım adım akıllarını kalplerini bir yoluyla satın aldıkları kendilerinin dışladığı yabancılaştırdığı kendinden olduğunu zannetmeye kendini mahkum kılan diğer insanlara. Ben çok dürüstüm de karşı tarafında dürüst olmasını istiyorum, Sana güvenmememin ana sebebi aslında kendi içime yeterince güvenememem. Seni seviyorum ama bazen kaygılarım var bazen kendimden nefret ediyorum acaba senden de vakti gelince ( bu vakit tam manasıyla kendimi bulduğum ya da kaybettiğim zamandır ) nefret edebilir miyim? bu sevgiler arasında diye haykıramıyoruz. Bu dürüstlük çizgisi herhalde böyle ince ya da çok kalın ki biz insanlar kendi benliğimizin eksik kalmış yanlarını aramaktan sorgulamaktan ziyade sanki dünyada var olması gereken durummuş gibi yaşıyoruz. Benim değilmiş gibi davranma halleri ve çalınan minareye kılıf olsun diye karşı tarafa yüklenme halleri. Kabullenmek ve aslında var değilmiş gibi algılamak ya da algılamamakta olabilir. Dolayısıyla var olması yada yok olması sadece bakış açımıza bakıyor. Biz korkmaktan korkuyoruz. En son bir bölümüne şahit olduğum Yemekteyiz de de aynı düşüncelere dalmıştım. İnsan olmak işte.


Tam vampirleştim bu aralar geceleri uyuyamama halleri baş gösterdi. Neyse düzelecek bu aykırı hallerim zamanı sırtladığımdandır her anı daha farklı yaşamaya başladığımdandır. Sabah en acil ihtiyaç güneş gözlüğü oluyor. Uykusuz kalan bedenimin içine göz kapaklarımdan içeriye güneş ışığı girmesin diye! Ya da aydınlık olmamalı bu dünya bunca karanlık bunca yaratık varken bunca ölüm bunca kalım ve savaş varken bulutların arkasından bile gelmemeli gün. Daha çok sorup daha az yanıt aldığım dönemlerden birindeyim. Daha fazla müzik daha fazla miskinlik daha fazla her şey sanki şu sıralar bunca aşırılık ta doyurmuyor. Zaten çözüm herhalde biraz daha kısmakta hayatın kanallarını biraz daha setler lazım her şeyin en fazla olmaması lazım! Hastayım uykusuzum hala yaşıyorum ne yapmam gerektiğini tam olarak bilmiyorum. Arsızlığım üzerimde yaşıyorum işte… Alex Fox acele ederek rahatlatıyor gitarıyla kalabalık müziğiyle. Ne garip…. Yine kendime hakim olamadım kestirip atacağım bir yazıya başlamış gibi başlamıştım oysa. Bir hafta daha gitti hayatımızdan farkında mısınız? Hala söyleyemediklerimle dağlar oluşturabilirim onların etkisiyle fırtına çıkarabilirim.



Alish 2oo9

1 Comment


Hımmmm...

Soğuk şehrin soğuk mevsiminin soğuk güneşi karışıklığı hoşgör blog! Aziz yorgunluğum yaşımı alıyor yaşlarımı deviriyor. devşiriyorum ayışığından gülleri güneş haykırıyorum gökkuşaı renklerinde çılgınca koşuyorum gelincikler arasında zaten arsız çiçekler. Hem zaten açarlar! Onların üzerinden ŞEFKAT saça saça bir ben geçmişim çok mu ? hatta bence ödül onlar için. Etkilenmemiştim hiçbir vakit karanfil den ta ki gönül yarasındaki boynu bükük karanfillere bakıncaya kadar. Her istanbul hayalim olmuştu ama ilk kez karşılaşmıştım bir seher vaktinde kutsal şehrin tepesinde saçlarını taramaya. Şimdi yazdıklarımın hiç biri bana dair şeyler değil belki de hepsi ama eminim ki kesinlikle kendimi tam ve kesin anlatamıyorum korkuyorum çekiniyorum dokunup ta bozmamalıyım bu eşsiz tabloyu varolan rutininine hiç yerden el atmamalımıyım ?


Yine mi Çiçek. (Sezen Aksu söylüyor ütopik bir diyar oluşturuyor aklımda ) sicim gibi yağmurlar yaıyor beynimin orta yerine ha bu arada yine dip köşelerindeyim hayatımın.


Dünyamın en mutlu en mutsuz tablolarını çiziyorum sanatımı ifa ediyorum. her renk ben kokuyor benden yana sesleniyor yedi cihana cümle aleme. Ben ben olduğum kadar sen olabiliyorum. Daha fazlası olmam imkansız ha eksik kalıyorsam özür dilerim. İçimdeki asfalt çalışmasındandır karmaşa çevreye elbette zarar verecek!


Bu çok terbiyesiz düzen içinde en terbiyesiz şey olarak görünen şey neden İsyan anlamıyorum hangi erdem bu Varolan Ahlakın soykütüğü üzerine devinimlerimin aslolan ahlakı bulma yolunda önüme erdem olarak sunulabilir! Bunlar benim sorularım ve saklıdır elbette cevaplarım. Belki de bağrımalıyım içime ya da dur dur acele etme kopma zamanı değil.


Alish 2oo9

4 Comments

Dünyamdaki en garip gecelerden biriydi...

MS hastası bir anne adayının başı ucunda bitmek tükenmek bilmeyen ve sessizce ağlamak zorunda kaldığım dakikalar, üzerime sinen hastane kokusu, hala uyuyor olmamam, bitmekte zorlanacak bir gün.

Hayır doktor yalvarırım ilaç verme çocuğuma zarar verir. ben razıyım bu sert acılara..

Sert ve ani ataklardan biri oluşmuş her iki gözünü birden kapamış yüzündeki kıvrımlardan acının ondan kaç yaş aldığını görmek çok kolay...

O içindeki için acıya direnmeye devam ediyor...

Yaşamak böyle birşey olsa gerek...

6 Comments


Görmedim yaşamadım söyleyemem. Elbette yaşadım.


Yazılamama halleri son 3 yıldır süre gelen sıkıntıların sonuymuş gibi gelen bir Aralık ayının sersemliğinden kaynaklandı herhalde. Aslında beklemek te lazım tam zamanında yazmalı tam vaktinde konuşmalı beklemeli sırayı - Ve hayata dair zamanı. Gerçek olana dek yalanı. Sabretmeli susarak yada bağır çağır. Ama sabretmeli dünyada - kapına getirilenlere bakarak yargılamak yersiz! Ve ne kadar ihtişamlı olsa bile İsyan halleri de manasız kaçar zaten insan olarak yaşanılan hayata.

Akacak kan damarda durmaz. Ne kadar koşarsa koşsun Lola - önemli değil - her koşuşu ne kadar farklı olsa da olacak olan sonun karşısına geçemiyor. Bu durum bize tembellik yapma hakkını doğuruyor manasına da gelmemeli. Çünkü sanki bizim gibi nefes alan dünya bizden ne alırsa yerine aynısını geri veriyor gibi. En zor en son anlarda bile sarılmalı hayata. Savaşmalı mücadelesini vermeli. Önemi yok sonucun zaten safım bellidir demek bile yeterli hem. Biz işte insanlar hep aynı amaç için farklı farklı çabalamalarla yaşıyoruz. Bu hayatlar bazen kesişiyor bazen ise teğet geçiyor. Bu haller üzerine uzun uzun fikir yürütmem cümlelerimi tamamlayamamam da bu garip zamanları yaşadığımdan olsa gerek. beklemelerin ardından gelen güneşe acele et demek saçma daha iyi algılıyorum.



Bir fikrim var dünya üzerinde. Mesela artık İsrail Filistine saldırmasa, ya da Hamas - zaten diken üstünde duran topraklarda - bu saldırı için İsrailin eline gerekçeler sunmaktan vazgeçse. Zaten savaş dayanak ister. Savaşıyorum çünkü savaşmam gereken kişi ya da değer - artık her ne ise bunun bir şekilde böyle olmasına sebep kıldı. İşin en kötü yanı şurası ki insan yapımı bombaların vicdanları yok bazen çocukları ve elbette masumları da vurabiliyor. Şu da bir gerçek ki. - İslamiyetin yumuşak havası ve hoşgörüsü müslümanlığın diğer dinlerden daha farklı ve ayrıcalıklı olmasını sağlıyor. bu durum sadece şimdiki zamana bakarak hayat üzerine yorum yapan insanlar için garip derecede anlamsız ve adaletsiz gelse bile elbette hepimizin SAHİBİ hepimizin hakkında en doğruyu biliyordur ve herşey tam olması gereken vakitte gerçekleşecektir. Çok basit bir örnekle Selahaddin Eyyubi'yi verebiliriz. ihtişamlı ordusunun kuşattığı kalenin kumandanı anlaşmaya karar verir ve Eyyubi ile görüşmeler başlar. Selahhaddin Eyyubi tarihe geçecek şu sözleri sarfeder. Askerler dahil olmak üzere hiç kimsenin ne malına ne de canına zarar verilmeyecektir. Bu durum karşısında afallayan hristiyan komutan biz haçlı seferlerinde bütün müslümanları katletmiştik sırf topraklarından krallar geçmiş denilsin arzusuyla. Ve Selahhadin Eyyubi cevap verir. İşte biz ve siz arasındaki fark buradadır. Sabah namazlarımdaki dualarımı yolluyorum duyuyorsun değil mi ?



En son yazımdan sonra ki süreç ve yedi günlük zaman dilimi içindeki agresif hallerimi düşünüyorum da anlam veremiyorum. Bunca sabırla hayata bakan ben - neden bu acele? Geçecek bunlar da bekle işte başarılı olabileceğin birşey yapıyorsun bekliyorsun.



Şimdi işte tam bu saatte gecenin en derininde kafamı uzatıp bakıyorum da sadece benim odamın ışığı yanıyor onca daire arasında. Uyuyamama hallerimi ve bu çıldırtan bekleyişlerimi bile seviyorum. Bu yazının içeriğine ve içinde bulunduğum bu vakit dilimine ancak Aubrey Ashburn'un - Out Of Darkness adlı şarkısı eşlik edebilir herhalde.
Paşam! Ölüm ne kadar da tatlı'nın altındaki O çok derin yorumun bir kez daha öğretti Senin olduğun hayatta ne sana ne de bana gözyaşları yakışmaz....

O kutsal hareketinle hem Sen hem de Ben için zamana ihtiyaç olduğunu tek kelime bile sarfetmeden ne kadar yerinde anlattın...



Alish 2oo9

1 Comment

Yazılamayan

zaman: Salı, Ocak 06, 2009 Gönderen illegalizma

Keşke Hiç Hırsız çalmak için içeriye girmese İsrail Gibi....
Keşke ev sahibi de o hırsızı teşvik etmese Hamas Gibi...

Bu yazı Tam Yazılması gerektiği sırada yazılmalı yazacak çok şey varken yazacak kafanın
Bünye içinde kendine yer bulamaması rahatsızlık verici..

Bir an önce toparlanmalıyım beynimdeki kocaman soru işaretinden şekere üşüşen karıncaları
oradan uzaklaştırmalıyım nasıl yapacağımı bilmiyorum ama bu yazı tam yazılacağı zaman yazılacak....

2 Comments